160*600 sol
Sitenin sağ 160 600
Zeynep Ceyda Akduman
Köşe Yazarı
Zeynep Ceyda Akduman
 

SOSYAL MEDYA DİLİ

Dün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kamu kurumlarımız ve görevlilerimiz, sosyal medyanın ve dijital platformların yaygınlaşmasıyla doğal olarak bu mecraları çokça kullanmaya başladı. Ancak beğeni almak, etkileşimi artırmak, gündeme gelmek gibi sebeplerle bu mecralarda ölçünün zaman zaman kaçtığına şahit oluyoruz.” İfadelerini dinlerken nasıl mutlu oldum anlatamam… Hiç fark ettiniz mi? Son yıllarda neredeyse her açıklama ya bir “iletişim kazası” oluyor ya da birkaç saat içinde “iletişim krizine” dönüşüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “iletişim çalışması ya iletişim kazasına ya da iletişim krizine dönüşüyor” sözünü duyduğumda aklımdan geçen ilk şey şu oldu; Gerçekten kazayla mı oluyor? Yoksa biz artık krizi iletişimin doğal hali mi zannediyoruz? Bakın, iletişim kazası dediğimiz şey; istemeden yapılan bir hata demektir. Dil sürçer, cümle yanlış kurulur, bağlam kayar… Herkesin başına gelebilir bu durum lakin artık yaşadığımız tablo biraz farklı değil mi? Siyasetçi konuşuyor. Muhalefet tepki veriyor. Medya başlığı büyütüyor. Sosyal medya cümleyi kesip biçiyor. Bir video 10-15 saniyeye indiriliyor. Ve hepimiz o saniyeler üzerinden hüküm veriyoruz. Sonra da “iletişim krizi çıktı” diyoruz. Peki bu gerçekten kriz mi, yoksa bilinçli bir toplum mühendisliği mi?  Üstelik mesele sadece iktidar değil. Muhalefet de çoğu zaman aynı dili kullanıyor. Herkes karşı tarafın hatasını büyütmek, sözünü bağlamından koparmak, en sert yorumu yapmak için klavye başında bekliyor. Çünkü sert olan daha çok izleniyor. Öfkeli olan daha çok paylaşılıyor. Abartılı olan daha çok tıklanıyor. Medya ve gazeteciler için de tablo çok parlak değil. Etkileşim çağındayız diyerek; “Başlık ne kadar sertse o kadar iyi. Yorum ne kadar keskinse o kadar görünür.”  Doğruluğu ikinci plana iten bir hız var. Teyit edilmemiş bilgi, “ilk yazan olma” heyecanıyla servis ediliyor. Sonra düzeltme yapılıyor ama ilk etki çoktan zihinlere yerleşmiş oluyor. Düzelt düzeltebilirsen… Kamu görevlileri ise bambaşka bir boyutta iletişim halindeler… Kamu görevlileri iletişimi bir formalite olarak görüyorlar ve bu nedenle burada bir kazadan söz edemeyiz. Açıklık yerine teknik cümleler kurup,  Empati yerine mesafe konulursa  elbette ortalığı boş bulan tüm Trojan tipler saldırıya geçip fırsatı değerlendirirler.  Asıl tehlikenin burada başladığının farkında olanlar var mı bilmiyorum ama iletişim kazası geçicidir. Ama güven kaybı kalıcı!  Medya ve Gazetecilik faaliyetlerinde ise İfade özgürlüğü kılıfının içinde döne döne pervane olanları görmezden gelemiyorum. İfade özgürlüğü elbette olmalı. Eleştiri de olmalı. Ama eleştiri ile çarpıtma arasındaki çizgi inceldikçe, toplumun ortak zemini daralıyor. Gazetecilik, tarafgirlik üzerinden prim yapan bir alana dönüşeli çok oldu. Çünkü herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyorsa, orada iletişim değil, sadece ses vardır. Ve ses yükseldikçe, anlam azalır. Artık dijital alanlarda oluşumuz ve herkesin rahatsız olduğu “iletişim çağında iletişimsizlik” sorunundan kurtulmak için herkes kendi dilini gözden geçirmeli. Siyasetçi konuşurken yalnızca kendi kitlesine değil, toplumun tamamına hitap ettiğini hatırlamalı. Muhalefet eleştirirken hakikati eğip bükmeden güçlü olunabileceğini göstermeli. Medya ve gazeteciler hızdan önce doğruluğu, etkileşimden önce güveni öncelemeli. Çünkü kriz çoğu zaman kelimelerden değil, niyetten doğar kimlerin kimler için ne niyette olduğunu asla bilemeyiz… İletişim kazalarını azaltmanın yolu daha fazla bağırmak değil, daha fazla dinlemektir. Not: Özellikle CHP Genel Başkanı her anlamda çok bağırıyor profesyonel bir destek alması şart… Bile isteye kriz çıkaranlar hariç, İletişim bir üstünlük kurma aracı değil, güven inşa etme sanatıdır. Bu sanatı sevenler ve hakkıyla yapanlar çukura düşmeden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Beğeni almak, etkileşimi artırmak, gündeme gelmek gibi sebeplerle ölçünün zaman zaman kaçtığına şahit oluyoruz.” sözlerine haklı eleştirilerine ve uyarılarına kulak vererek dikkate almalı yoksa bu kara delik hepimizi içine çekecek.
Ekleme Tarihi: 19 Şubat 2026 -Perşembe

SOSYAL MEDYA DİLİ

Dün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kamu kurumlarımız ve görevlilerimiz, sosyal medyanın ve dijital platformların yaygınlaşmasıyla doğal olarak bu mecraları çokça kullanmaya başladı.

Ancak beğeni almak, etkileşimi artırmak, gündeme gelmek gibi sebeplerle bu mecralarda ölçünün zaman zaman kaçtığına şahit oluyoruz.” İfadelerini dinlerken nasıl mutlu oldum anlatamam…

Hiç fark ettiniz mi?

Son yıllarda neredeyse her açıklama ya bir “iletişim kazası” oluyor ya da birkaç saat içinde “iletişim krizine” dönüşüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “iletişim çalışması ya iletişim kazasına ya da iletişim krizine dönüşüyor” sözünü duyduğumda aklımdan geçen ilk şey şu oldu;

Gerçekten kazayla mı oluyor?

Yoksa biz artık krizi iletişimin doğal hali mi zannediyoruz?

Bakın, iletişim kazası dediğimiz şey; istemeden yapılan bir hata demektir. Dil sürçer, cümle yanlış kurulur, bağlam kayar…
Herkesin başına gelebilir bu durum lakin artık yaşadığımız tablo biraz farklı değil mi?

Siyasetçi konuşuyor.

Muhalefet tepki veriyor.

Medya başlığı büyütüyor.

Sosyal medya cümleyi kesip biçiyor.

Bir video 10-15 saniyeye indiriliyor.

Ve hepimiz o saniyeler üzerinden hüküm veriyoruz.

Sonra da “iletişim krizi çıktı” diyoruz.

Peki bu gerçekten kriz mi, yoksa bilinçli bir toplum mühendisliği mi? 

Üstelik mesele sadece iktidar değil. Muhalefet de çoğu zaman aynı dili kullanıyor. Herkes karşı tarafın hatasını büyütmek, sözünü bağlamından koparmak, en sert yorumu yapmak için klavye başında bekliyor.
Çünkü sert olan daha çok izleniyor. Öfkeli olan daha çok paylaşılıyor. Abartılı olan daha çok tıklanıyor.

Medya ve gazeteciler için de tablo çok parlak değil.

Etkileşim çağındayız diyerek;

“Başlık ne kadar sertse o kadar iyi.
Yorum ne kadar keskinse o kadar görünür.” 

Doğruluğu ikinci plana iten bir hız var. Teyit edilmemiş bilgi, “ilk yazan olma” heyecanıyla servis ediliyor. Sonra düzeltme yapılıyor ama ilk etki çoktan zihinlere yerleşmiş oluyor.
Düzelt düzeltebilirsen…

Kamu görevlileri ise bambaşka bir boyutta iletişim halindeler…

Kamu görevlileri iletişimi bir formalite olarak görüyorlar ve bu nedenle burada bir kazadan söz edemeyiz.

Açıklık yerine teknik cümleler kurup, 
Empati yerine mesafe konulursa 
elbette ortalığı boş bulan tüm Trojan tipler saldırıya geçip fırsatı değerlendirirler. 

Asıl tehlikenin burada başladığının farkında olanlar var mı bilmiyorum ama iletişim kazası geçicidir.
Ama güven kaybı kalıcı! 

Medya ve Gazetecilik faaliyetlerinde ise İfade özgürlüğü kılıfının içinde döne döne pervane olanları görmezden gelemiyorum. İfade özgürlüğü elbette olmalı.

Eleştiri de olmalı. Ama eleştiri ile çarpıtma arasındaki çizgi inceldikçe, toplumun ortak zemini daralıyor. Gazetecilik, tarafgirlik üzerinden prim yapan bir alana dönüşeli çok oldu.

Çünkü herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyorsa, orada iletişim değil, sadece ses vardır.

Ve ses yükseldikçe, anlam azalır.

Artık dijital alanlarda oluşumuz ve herkesin rahatsız olduğu “iletişim çağında iletişimsizlik” sorunundan kurtulmak için herkes kendi dilini gözden geçirmeli.

Siyasetçi konuşurken yalnızca kendi kitlesine değil, toplumun tamamına hitap ettiğini hatırlamalı. Muhalefet eleştirirken hakikati eğip bükmeden güçlü olunabileceğini göstermeli. Medya ve gazeteciler hızdan önce doğruluğu, etkileşimden önce güveni öncelemeli.

Çünkü kriz çoğu zaman kelimelerden değil, niyetten doğar kimlerin kimler için ne niyette olduğunu asla bilemeyiz…

İletişim kazalarını azaltmanın yolu daha fazla bağırmak değil, daha fazla dinlemektir.

Not: Özellikle CHP Genel Başkanı her anlamda çok bağırıyor profesyonel bir destek alması şart…

Bile isteye kriz çıkaranlar hariç,
İletişim bir üstünlük kurma aracı değil, güven inşa etme sanatıdır.

Bu sanatı sevenler ve hakkıyla yapanlar çukura düşmeden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Beğeni almak, etkileşimi artırmak, gündeme gelmek gibi sebeplerle ölçünün zaman zaman kaçtığına şahit oluyoruz.” sözlerine haklı eleştirilerine ve uyarılarına kulak vererek dikkate almalı yoksa bu kara delik hepimizi içine çekecek.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve memleketsamsun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.