160*600 sol
Sitenin sağ 160 600
Tonguç Ali Anıl
Köşe Yazarı
Tonguç Ali Anıl
 

ÖLÜM VAR!

Bozkırın tezenesi Neşet Ertaş ne güzel dokunmuştu o en derin sızımıza: “Görünen bir yaram yok ama her yerim sızlıyor…” Bu sözler kalemi aldırdı elime. Hepimizin, 'her yeri sızlatan' yaraları vardır yüreğinde. Gerçekten öyle değil mi? Hiç bitmeyecekmiş gibi harcadığımız, sanki bu dünyada ölümsüzmüşüz gibi savurduğumuz ve her fırsatta her yerimizi sızlatan şu ömür bir gün tükenecek. Başkaları mutlu olsun diye feda ettiğimiz o güzelim hayat, gün gelecek avuçlarımızın içinden sessizce kayıp gidecek. Herkes sadece sevildiği kadar ve sevdiği gibi uğurlayacak bizi bu dünyadan... Biz daha o soğuk musalla taşında son yolculuğumuzu beklerken, en yakın dostlarımız bir köşede ekonomiden bahsetmeye başlayacak. Biri yeni aldığı arabasını anlatacak öbürüne, diğeri altın fiyatlarının ne olacağını değerlendirecek. Yıllarca çabalamışız, değmemiş... Takdir görmemişiz, ne yaparsak yapalım kimseye yaranamamışız. İşte öyle bir hayatın ardından, daracık bir tabutun içinde yatarken ilk önce adımızı çekip alacaklar bizden. Adımızla değil, sadece bir "merhum" ya da "merhume" olarak bahsedecekler bizden. Sonra o mezarın başında... Üstümüze toprak atılırken “Bitse de gitsek” diye sabırsızca bekleyenler olacak. Hava hafiften çiselemeye başlasın gör bakın, sırf birazcık ıslanmamak için bizi apar topar toprağa gömmeye çalışacaklar! Başımızda 10 dakika daha durmamak için birbiriyle yarışan o insanların hayatlarına dokunabilmek adına bir ömür heba etmişiz... Ne oldu şimdi? Öldük! Bitti işte... Bütün hayallerimiz, emeklerimiz yarım kalmış olacak. Çok çalışmış, gece gündüz çabalamış olacağız ama yine de yetiştirememiş, tamamlayamamış olacağız. Yarına bıraktığımız o mühim işler var ya, hiçbiri kalmayacak zihnimizde. Sadece ertelediğimiz o sıcacık sevgi sözcükleri sızlatacak ruhumuzu... Ama ne çare, artık yarın yok! Oysa biz hep iyi günlerde takdir eden, kötü günlerde gözyaşı silen bir dost olmuşuz herkese. Korkulara sağlam bir duvar, öfkelere kol kanat siper olmuşuz. Ama ne acı! Hiç ölüm yokmuş gibi yaşamışız. İnsanlara, daha önce hiç tatmadıkları bir sevgiyi yaşatarak gitmişiz bu alemden. Belki onlar da bize, neden öyle bir sevgiye hiçbir zaman layık olamadıklarını gösterecekler. Hem de cansız bedenimiz daha cami avlusundayken ya da mezara yeni koyulmuşken. Ah, keşke tek bir şansımız olsa o an! Mezarın başındaki o kalabalığa son bir kez seslenebilsek... “Allah rızası için yaşayın!” diye haykırabilsek! Bir yetimin başını okşamadan, bir garibanın sofrasına tuz olmadan, sevdiğinize göğsünüzü gere gere "seni seviyorum" demeden, bir dostun yarasına merhem olmadan ölmeyin diyebilsek! Kendiniz için de yaşayın, siz de bir kez geliyorsunuz bu hayata diyebilsek!  Yaşayın! Ne olur insan gibi, hakkını vererek yaşayın diyebilsek... Herkese ve her şeye yetişmek imkansız dostlar. Herkese yetişeyim derken, ne olur kendinize de geç kalmayın! Kendinizin de hakkına girmeyin. Çünkü vefalı, hayırsever insanlar, en çok da kendi haklarına girerler.  Geç kalmadan, henüz o toprağa girmeden, bugün yaşayın hayatı. Kendi hayatınızı...
Ekleme Tarihi: 24 Ağustos 2026 -Pazartesi

ÖLÜM VAR!

Bozkırın tezenesi Neşet Ertaş ne güzel dokunmuştu o en derin sızımıza: “Görünen bir yaram yok ama her yerim sızlıyor…” Bu sözler kalemi aldırdı elime. Hepimizin, 'her yeri sızlatan' yaraları vardır yüreğinde.

Gerçekten öyle değil mi? Hiç bitmeyecekmiş gibi harcadığımız, sanki bu dünyada ölümsüzmüşüz gibi savurduğumuz ve her fırsatta her yerimizi sızlatan şu ömür bir gün tükenecek. Başkaları mutlu olsun diye feda ettiğimiz o güzelim hayat, gün gelecek avuçlarımızın içinden sessizce kayıp gidecek. Herkes sadece sevildiği kadar ve sevdiği gibi uğurlayacak bizi bu dünyadan...

Biz daha o soğuk musalla taşında son yolculuğumuzu beklerken, en yakın dostlarımız bir köşede ekonomiden bahsetmeye başlayacak. Biri yeni aldığı arabasını anlatacak öbürüne, diğeri altın fiyatlarının ne olacağını değerlendirecek.

Yıllarca çabalamışız, değmemiş... Takdir görmemişiz, ne yaparsak yapalım kimseye yaranamamışız. İşte öyle bir hayatın ardından, daracık bir tabutun içinde yatarken ilk önce adımızı çekip alacaklar bizden. Adımızla değil, sadece bir "merhum" ya da "merhume" olarak bahsedecekler bizden.

Sonra o mezarın başında... Üstümüze toprak atılırken “Bitse de gitsek” diye sabırsızca bekleyenler olacak. Hava hafiften çiselemeye başlasın gör bakın, sırf birazcık ıslanmamak için bizi apar topar toprağa gömmeye çalışacaklar! Başımızda 10 dakika daha durmamak için birbiriyle yarışan o insanların hayatlarına dokunabilmek adına bir ömür heba etmişiz...

Ne oldu şimdi? Öldük! Bitti işte...

Bütün hayallerimiz, emeklerimiz yarım kalmış olacak. Çok çalışmış, gece gündüz çabalamış olacağız ama yine de yetiştirememiş, tamamlayamamış olacağız. Yarına bıraktığımız o mühim işler var ya, hiçbiri kalmayacak zihnimizde. Sadece ertelediğimiz o sıcacık sevgi sözcükleri sızlatacak ruhumuzu... Ama ne çare, artık yarın yok!

Oysa biz hep iyi günlerde takdir eden, kötü günlerde gözyaşı silen bir dost olmuşuz herkese. Korkulara sağlam bir duvar, öfkelere kol kanat siper olmuşuz. Ama ne acı! Hiç ölüm yokmuş gibi yaşamışız.

İnsanlara, daha önce hiç tatmadıkları bir sevgiyi yaşatarak gitmişiz bu alemden. Belki onlar da bize, neden öyle bir sevgiye hiçbir zaman layık olamadıklarını gösterecekler. Hem de cansız bedenimiz daha cami avlusundayken ya da mezara yeni koyulmuşken.

Ah, keşke tek bir şansımız olsa o an! Mezarın başındaki o kalabalığa son bir kez seslenebilsek... “Allah rızası için yaşayın!” diye haykırabilsek! Bir yetimin başını okşamadan, bir garibanın sofrasına tuz olmadan, sevdiğinize göğsünüzü gere gere "seni seviyorum" demeden, bir dostun yarasına merhem olmadan ölmeyin diyebilsek! Kendiniz için de yaşayın, siz de bir kez geliyorsunuz bu hayata diyebilsek! 

Yaşayın! Ne olur insan gibi, hakkını vererek yaşayın diyebilsek... Herkese ve her şeye yetişmek imkansız dostlar. Herkese yetişeyim derken, ne olur kendinize de geç kalmayın! Kendinizin de hakkına girmeyin. Çünkü vefalı, hayırsever insanlar, en çok da kendi haklarına girerler. 

Geç kalmadan, henüz o toprağa girmeden, bugün yaşayın hayatı. Kendi hayatınızı...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve memleketsamsun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.