Hayat dediğimiz o uzun ve sonu belirsiz serüvende hepimiz birer yolcuyuz. Kimimiz dik yokuşlarda nefes nefese kalıyor, kimimiz uçsuz bucaksız düzlüklerin sıkıcılığında kayboluyoruz. Çoğu zaman varacağımız yere, geçtiğimiz yolların tozuna toprağına küfrederek ilerliyoruz. Peki, bizi o hedefe ulaştıracak olan asıl güç nedir? Yolun kalitesi mi, yoksa yanı başımızdaki dostun varlığı mı?
Hepimiz biliyoruz ki; hayat her zaman asfalt dökülmüş, çiçekli yollar sunmuyor bize. Bazen taşlı patikalara sapıyor, bazen fırtınanın ortasında kalıyoruz. İşte tam o anlarda yolun ne kadar zor olduğu önemini yitirmeye başlar. Çünkü bilirsiniz; yol ne kadar dik olursa olsun, yanınızdaki yol arkadaşınız ne kadar candan dostunuz ise, o yokuş keyifli bir seyir terasına dönüşür.
İyi bir yol arkadaşı, sadece güneşli günlerde yanınızda yürüyen değil, sağanak yağmurda, karda, fırtınada yanınızda olandır. Yolun zorluğu bir sınavsa, yol arkadaşının iyiliği o sınavın cevap anahtarı gibidir. Yanlış bir dostla dümdüz yolda bile kaybolabilirken; doğru bir dostla en aşılmaz görünen zirvelere kahkahalarla tırmanabilirsiniz.
Yol arkadaşlığı; aynı hedefe bakmak, aynı yükü omuzlamak ve en önemlisi, düştüğünde seni kaldıracağına dair o sarsılmaz inancı taşımaktır. Yükünüz ağır olabilir, yolunuz karanlık olabilir; ama 'yanındayım' diyen bir dostun varlığı, tüm yorgunluğu bir anda silip atar.
Aslında yol bizi yormaz; bizi yoran, yolda tek başımıza olduğumuz hissi ya da yanlış dostların gölgesidir. Oysa iyi bir yol arkadaşı, yolun zahmetini rahmete çevirir. Yolu güzelleştiren, varılacak yerin ihtişamı değil, yürüdüğün yol arkadaşının sana kattığı güç, verdiği enerji, hissettirdiği duygudur.
Sözün özü;
Aşılmaz bir yol yoktur.
Yeter ki yol arkadaşını iyi seç!

