160*600 sol
Sitenin sağ 160 600
Tonguç Ali Anıl
Köşe Yazarı
Tonguç Ali Anıl
 

PİŞMAN OLMAK!

Bugün toplumun kıyısında kalmış, sesini duyuramayan ve ne yazık ki 'görünmez bir prangayla' yaşamaya mahkûm edilen bir kesim için bir yazı yazmak istedim. Cezaevlerinin demir kapıları arkasından çıkan ama toplumun önyargı duvarlarına çarpan o genç yüreklerden bahsetmek istiyorum. Hepimiz hata yaparız; ancak bazılarımız bu hatanın bedelini dört duvar arasında ödedikten sonra bile özgürleşemez. İçlerinde samimi bir pişmanlık taşıyan, 'Ben artık eski ben değilim, hayatımı dürüstçe kurmak istiyorum' diyen o gençleri düşünün. Pişmanlık, insanın ruhunu arındıran en yüce duygudur. Peki, bu kutsal duygu, yeniden hayata tutunmaya, ekmeğini helalinden kazanmaya yetiyor mu? Maalesef cevabımız koca bir hayır. Sosyolojik açıdan baktığımızda, bu durum sadece bireysel bir iş bulma sorunu değil, derin bir toplumsal dışlanmadır. Bir genç, cezaevinden tahliye olduğunda aslında iki tür cezayla karşılaşıyor: Biri kanun önünde çektiği, diğeri ise toplumun ona ömür boyu reva gördüğü 'etiketlenme' cezası. Üzerine yapışan o 'sabıkalı' etiketi, sadece bir kağıt parçası değil; önüne örülen beton bir duvar haline geliyor. Biz toplum olarak bu insanları kucaklamadığımızda, onları aslında bilerek veya bilmeyerek tekrar karanlık yollara, yani suçun kucağına itiyoruz. Psikolojik boyutta ise durum daha dramatik. Değişmek isteyen, hayatına tertemiz bir sayfa açmak için can atan bir insanın her kapıdan reddedilmesi, 'Sen ne yaparsan yap, bizim gözümüzde hep suçlusun' mesajıyla karşılaşması, bireyin özsaygısını yerle bir ediyor. Bu aidiyet yoksunluğu, kişiyi derin bir umutsuzluğa ve ardından öfke'ye sürükleyebilir. Oysa biz, o pişmanlığın üzerine bir hayat inşa etmesine yardım etmeliyiz. Bakın şu noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum! Bu konudaki düşüncem, sadece 'pişman' olan gençlerle ilgilidir. Suç işleyen, işlediği suçun pişmanlığını ve utancını duyan gençlerden bahsediyorum. Kendine yeni ve temiz bir sayfa açmak isteyen gençlerden bahsediyorum. Kendi evladımız için nasıl, 'Ne hali varsa görsün' deyip geçemiyorsak, bu gençlerimiz için de aynısını diyebilmeliyiz. Yoksa kriminal bir karakter haline gelmiş, suç işlemeyi kendisine meslek edinmiş, helal ve haram kavramlarını yitirmiş, hayatında temiz bir sayfa açmayı bir kenara bırakın, insanların temiz sayfalarında leke olmaktan çekinmeyenler için, zaten hepimiz, 'Ne hali varsa görsün' diyoruz. Bunu demekte de haklıyız! Şimdi kendimize şu soruyu soralım: Bir gencin pişmanlığı, karnını doyurmaya yetmiyorsa; meslek sahibi olmasının önündeki en büyük engel geçmişindeki bir hataysa, burada bir eksiklik yok mu? Sosyal devlet anlayışı ve toplumsal vicdan, sadece cezalandırmakla yetinmemeli; rehabilite etmeli ve topluma kazandırmalıdır. Cezaevi sonrası süreç, sadece denetimli serbestlikten ibaret kalmamalı. Bu gençler, meslek edindirme kursları ile günümüz dünyasının ihtiyaç duyduğu teknik becerilerle donatılmalı. Sabıkalı diye işe alınmayan bu gençler için işverenlere teşvikler sunulmalı, toplumsal bir barış köprüsü kurulmalı. Geçmişin yüküyle ezilen ruhlara, hayata adapte olmaları için uzman desteği sağlanmalı, psikolojik olarak güçlendirilmeli. Hatalarından ders çıkarmış, alnının teriyle yaşamak isteyen bir gence "yine git suç işle" demek yerine, ona tutabileceği bir dal uzatmak zorundayız. Unutmayalım ki, bir insanı topluma geri kazandırmak, aslında toplumu korumak demektir. Dışladığımız her birey, toplumsal yapımızda açılan bir yaradır. Gelin, bu gençlerin pişmanlığını umuda dönüştürelim. Onların ellerinden tutup 'biz senin samimiyetine inanıyoruz' diyelim. Çünkü helalinden kazanılan bir lokma ekmek, sadece bir karın doyurma meselesi değil; bir insanın onurunu, haysiyetini ve geleceğini kurtarma meselesidir. Bu konuda mülki amirlerden, yerel yöneticilere, bakanlardan, milletvekillerine herkese büyük iş düşmektedir. Ekmeğini helal yoldan kazanmak isteyen 'pişman' bir gencin yolunu açmak, onu ve toplumu suçtan korumaktır. Yolunuz açık, vicdanınız hür olsun.
Ekleme Tarihi: 02 Nisan 2026 -Perşembe

PİŞMAN OLMAK!

Bugün toplumun kıyısında kalmış, sesini duyuramayan ve ne yazık ki 'görünmez bir prangayla' yaşamaya mahkûm edilen bir kesim için bir yazı yazmak istedim. Cezaevlerinin demir kapıları arkasından çıkan ama toplumun önyargı duvarlarına çarpan o genç yüreklerden bahsetmek istiyorum.

Hepimiz hata yaparız; ancak bazılarımız bu hatanın bedelini dört duvar arasında ödedikten sonra bile özgürleşemez. İçlerinde samimi bir pişmanlık taşıyan, 'Ben artık eski ben değilim, hayatımı dürüstçe kurmak istiyorum' diyen o gençleri düşünün. Pişmanlık, insanın ruhunu arındıran en yüce duygudur. Peki, bu kutsal duygu, yeniden hayata tutunmaya, ekmeğini helalinden kazanmaya yetiyor mu? Maalesef cevabımız koca bir hayır.

Sosyolojik açıdan baktığımızda, bu durum sadece bireysel bir iş bulma sorunu değil, derin bir toplumsal dışlanmadır. Bir genç, cezaevinden tahliye olduğunda aslında iki tür cezayla karşılaşıyor: Biri kanun önünde çektiği, diğeri ise toplumun ona ömür boyu reva gördüğü 'etiketlenme' cezası. Üzerine yapışan o 'sabıkalı' etiketi, sadece bir kağıt parçası değil; önüne örülen beton bir duvar haline geliyor. Biz toplum olarak bu insanları kucaklamadığımızda, onları aslında bilerek veya bilmeyerek tekrar karanlık yollara, yani suçun kucağına itiyoruz.

Psikolojik boyutta ise durum daha dramatik. Değişmek isteyen, hayatına tertemiz bir sayfa açmak için can atan bir insanın her kapıdan reddedilmesi, 'Sen ne yaparsan yap, bizim gözümüzde hep suçlusun' mesajıyla karşılaşması, bireyin özsaygısını yerle bir ediyor. Bu aidiyet yoksunluğu, kişiyi derin bir umutsuzluğa ve ardından öfke'ye sürükleyebilir. Oysa biz, o pişmanlığın üzerine bir hayat inşa etmesine yardım etmeliyiz.

Bakın şu noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum! Bu konudaki düşüncem, sadece 'pişman' olan gençlerle ilgilidir. Suç işleyen, işlediği suçun pişmanlığını ve utancını duyan gençlerden bahsediyorum. Kendine yeni ve temiz bir sayfa açmak isteyen gençlerden bahsediyorum. Kendi evladımız için nasıl, 'Ne hali varsa görsün' deyip geçemiyorsak, bu gençlerimiz için de aynısını diyebilmeliyiz.

Yoksa kriminal bir karakter haline gelmiş, suç işlemeyi kendisine meslek edinmiş, helal ve haram kavramlarını yitirmiş, hayatında temiz bir sayfa açmayı bir kenara bırakın, insanların temiz sayfalarında leke olmaktan çekinmeyenler için, zaten hepimiz, 'Ne hali varsa görsün' diyoruz. Bunu demekte de haklıyız!

Şimdi kendimize şu soruyu soralım: Bir gencin pişmanlığı, karnını doyurmaya yetmiyorsa; meslek sahibi olmasının önündeki en büyük engel geçmişindeki bir hataysa, burada bir eksiklik yok mu? Sosyal devlet anlayışı ve toplumsal vicdan, sadece cezalandırmakla yetinmemeli; rehabilite etmeli ve topluma kazandırmalıdır.

Cezaevi sonrası süreç, sadece denetimli serbestlikten ibaret kalmamalı. Bu gençler, meslek edindirme kursları ile günümüz dünyasının ihtiyaç duyduğu teknik becerilerle donatılmalı. Sabıkalı diye işe alınmayan bu gençler için işverenlere teşvikler sunulmalı, toplumsal bir barış köprüsü kurulmalı. Geçmişin yüküyle ezilen ruhlara, hayata adapte olmaları için uzman desteği sağlanmalı, psikolojik olarak güçlendirilmeli.

Hatalarından ders çıkarmış, alnının teriyle yaşamak isteyen bir gence "yine git suç işle" demek yerine, ona tutabileceği bir dal uzatmak zorundayız. Unutmayalım ki, bir insanı topluma geri kazandırmak, aslında toplumu korumak demektir. Dışladığımız her birey, toplumsal yapımızda açılan bir yaradır.

Gelin, bu gençlerin pişmanlığını umuda dönüştürelim. Onların ellerinden tutup 'biz senin samimiyetine inanıyoruz' diyelim. Çünkü helalinden kazanılan bir lokma ekmek, sadece bir karın doyurma meselesi değil; bir insanın onurunu, haysiyetini ve geleceğini kurtarma meselesidir.

Bu konuda mülki amirlerden, yerel yöneticilere, bakanlardan, milletvekillerine herkese büyük iş düşmektedir. Ekmeğini helal yoldan kazanmak isteyen 'pişman' bir gencin yolunu açmak, onu ve toplumu suçtan korumaktır.

Yolunuz açık, vicdanınız hür olsun.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve memleketsamsun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.