Seçim sandıkta başlar, sandıkta biter derler. Ancak ne yazık ki demokrasinin tecelli ettiği o sandık kapandıktan sonra, asıl sınav yerel yönetimlerin koridorlarında verilir. Seçmen, mührü inandığı ismin üstüne vurur; şehri ya da ilçeyi emanet ettiği başkanın vizyonuna, vaatlerine ve samimiyetine inanır.
Fakat madalyonun bir de arka yüzü vardır;
Makam odalarının arkasına gizlenen, liyakatten uzak kadrolar!
Bir yerel yönetimin omurgasını oluşturan genel sekreterlik, özel kalem müdürlüğü, daire başkanlığı veya başkan yardımcılığı gibi makamlar, sadece birer unvandan ibaret değildir. Bu koltuklar, halkla başkan arasındaki köprüdür! Şehrin kalbinin attığı, sorunların çözüme kavuştuğu en kritik üslerdir.
Gelin görün ki, günümüz yerel yönetimlerinin en büyük trajedisi, bu hayati görevlere sadece 'tanıdık, dost, akraba ya da sadık partili' sıfatıyla yapılan niteliksiz görevlendirmelerdir. Ve bu durum, başarısız bir yöneticinin tarih sayfalarına yazdıracağı en büyük hatasından başka bir şey değildir.
Üstten bakan bürokrasi, ruhlardaki kompleksin eseridir. Niteliksizliğin ve liyakatsizliğin olduğu yerde, kaçınılmaz olarak başka bir hastalık daha baş gösterir; KİBİR VE EGO.
Sırf birilerinin referansıyla, hiçbir liyakat süzgecinden geçmeden o koltuklara oturanların ortak bir özelliği vardır. Dikkat ettiniz mi? Hepsi başkandan çok başkancıdır. İçlerinde, 'Bu seçimi başkan kazandı, ben ise onun vizyonuna hizmet etmek, halka yardımcı olmak için buradayım' olgunluğunu gösterebilen insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Aksine, sandıktan kendileri çıkmış, o oyları tek başlarına almış gibi bir illüzyonun içinde yaşarlar.
Bu kontrolsüz güç ve hak edilmemiş makam, ruhlarındaki ezilmişliği ve geçmiş kompleksleri tetikler. Sonuç mu? Personele yukarıdan bakan, oda kapılarında terör estiren yöneticiler. Sorun çözmek yerine bürokrasi üreten, vatandaşa zorluk çıkaran bir anlayış. Şehrin, ilçenin derdiyle dertlenmek yerine, makam aracının modelini, odasının büyüklüğünü yarıştıran bir vizyonsuzluk. Oysa o koltuklar kibir tazeleme merkezleri değil, millete hizmet etme makamlarıdır.
Yerel yönetimleri bu vasıfsızlık sarmalından kurtarmak, aslında bir şehrin geleceğini kurtarmak demektir. Bu hastalıklı yapıyı değiştirmek için radikal ve samimi adımlara ihtiyaç var! Öncelikle 'BİZİM ÇOCUK' kültürü bir an önce terk edilmeli. Özellikle belediye başkanları kadrolarını kurarken, 'Bana biat etsin, hep güzel şeyler söyleyerek gururumu okşasın' demekten vazgeçmelidir. Sadakat önemlidir, ancak liyakatle taçlandırılmayan sadakat, sadece vizyonsuzluğu besler.
Halkla iç içe olması gereken makamlara, sokağın dilini bilen, esnafla selamlaşırken gocunmayan, vatandaşın derdini kendi derdi gören isimler getirilmelidir. Fildişi kulelerinde oturanların, sokaktaki çamuru temizlemesi imkansızdır. Atanan her müdür, her daire başkanı halkın memnuniyeti ve personeline yaklaşımı üzerinden denetlenmelidir. 'Ben atandım, 5 yıl buradayım' rahatlığı ortadan kaldırılmalı, kibir sergileyen yönetici anında paketlenip gönderilmeli.
Seçimi kazanmak bir başarıdır ancak asıl başarı, o zaferi nitelikli bir yönetimle taçlandırmaktır. Unutulmamalıdır ki, kötü ve kibirli kadrolar, en başarılı başkanın bile siyasi geleceğini kemiren birer kurttur. Belediye başkanlarına dostane bir uyarı yapmak gerekir. Etrafınızı sarıp sizi halktan koparan, başkancılık oynayan o gölgeleri temizleyin. Çünkü günün sonunda faturayı o kibirli bürokratlar değil, sandıkta doğrudan siz ödersiniz.
Sevgiyle kalın...

