160*600 sol
Sitenin sağ 160 600
Ahmet Çağdaş Çatoğlu
Köşe Yazarı
Ahmet Çağdaş Çatoğlu
 

MENFAAT İÇİN!

Nereye kafanızı çevirseniz aynı sahte tebessümle karşılaşıyorsunuz. Birkaç dakika önce arkasından verip veriştirdiği, yerin dibine soktuğu insanın, kapıdan içeri girmesiyle birlikte yüzüne yayılan o riyakâr gülümseme… Tükürdüğü eli öpmeye, sövdüğü kapıda el pençe divan durmaya dünden razı bir insan topluluğu. İnsan sormadan edemiyor; Bir insanın karakteri, bir omurganın maliyeti ne zamandan beri bu kadar düştü? Eskiden 'duruş' dediğimiz bir kavram vardı. İnsanın sözü senetti, durduğu yer belliydi. Bir şeye 'yanlış' diyorsa, çıkarları uğruna sonradan o yanlışa alkış tutmazdı. Şimdilerde ise 'adamlık', en küçük kişisel ikbal uğruna, bir kartvizit unvanı ya da birkaç kuruşluk menfaat için bozdurulup harcanan ucuz bir bozuk paraya dönüştü. Bakıyorsunuz, dün birbirine ağza alınmayacak hakaretler yağdıranlar, bugün aynı masada çıkarlarını bölüşürken pişkin pişkin sırıtıyor. Dün yerin dibine soktuğu kişinin, bugün önünde ceketinin düğmelerini iliklerken gözlerinin içi gülüyor. Bazen bir makam koltuğu, bazen ihaleli bir iş, bazen de sırf bir yerlere yaranma telaşı… Gerçekten merak ediyorum: Hangi menfaat, bir insanın akşam aynada kendi yüzüne utanmadan bakmasından daha değerlidir? Onurunu kapı dışarı etmiş bir insanın 'adamlık' ederini ölçmek artık hiç zor değil. Piyasa belli! Kimininki bir koltuk sevdası kadar, kimininki cebine girecek üç beş kuruşluk kazanç kadar. Ama ne acıdır ki, ne o koltuklar sonsuza kadar kalıcı ne de o paralar insanın ruhundaki o kirli lekeyi yıkamaya yetiyor. Onlar için; Koltuk gidiyor, adamlık gidiyor! Para bitiyor, adamlık bitiyor! İlkesizlik 'strateji' diye ambalajlanıyor, sahtekarlık 'ticari zeka' diye pazarlanıyor. Ve rüzgâra göre dönmek 'uyum sağlama yeteneği' olarak değerlendiriliyor. Adını doğru koymak lazım. Bu ne zekâdır ne de strateji. Bu, açıkça omurgasızlıktır. Bu, fıtratında dik durmak olan insanoğlunun, menfaat yemliğini gördüğü an dizlerinin üstüne çökmesidir. Varsın bizde makam olmasın, varsın cebimizdekiler, menfaat tüccarlarında olduğu gibi kabarmasın. Arkasından konuştuğumuz insanın yüzüne bakacak yüzümüz, yastığa başımızı koyduğumuzda huzurla uyuyacak bir vicdanımız olsun yeter. Çünkü günün sonunda o makamlar, mevkiler, paralar, mallar, mülkler altınızdan kayıp gittiğinde, geriye sadece bir zamanlar sattığınız onurunuzun gölgesi kalacak. Ve inanın, hiç kimse o gölgenin altında şerefiyle yaşayamaz.
Ekleme Tarihi: 19 Ekim 2026 -Pazartesi

MENFAAT İÇİN!

Nereye kafanızı çevirseniz aynı sahte tebessümle karşılaşıyorsunuz. Birkaç dakika önce arkasından verip veriştirdiği, yerin dibine soktuğu insanın, kapıdan içeri girmesiyle birlikte yüzüne yayılan o riyakâr gülümseme…

Tükürdüğü eli öpmeye, sövdüğü kapıda el pençe divan durmaya dünden razı bir insan topluluğu. İnsan sormadan edemiyor; Bir insanın karakteri, bir omurganın maliyeti ne zamandan beri bu kadar düştü?

Eskiden 'duruş' dediğimiz bir kavram vardı. İnsanın sözü senetti, durduğu yer belliydi. Bir şeye 'yanlış' diyorsa, çıkarları uğruna sonradan o yanlışa alkış tutmazdı. Şimdilerde ise 'adamlık', en küçük kişisel ikbal uğruna, bir kartvizit unvanı ya da birkaç kuruşluk menfaat için bozdurulup harcanan ucuz bir bozuk paraya dönüştü.

Bakıyorsunuz, dün birbirine ağza alınmayacak hakaretler yağdıranlar, bugün aynı masada çıkarlarını bölüşürken pişkin pişkin sırıtıyor. Dün yerin dibine soktuğu kişinin, bugün önünde ceketinin düğmelerini iliklerken gözlerinin içi gülüyor. Bazen bir makam koltuğu, bazen ihaleli bir iş, bazen de sırf bir yerlere yaranma telaşı…

Gerçekten merak ediyorum: Hangi menfaat, bir insanın akşam aynada kendi yüzüne utanmadan bakmasından daha değerlidir?

Onurunu kapı dışarı etmiş bir insanın 'adamlık' ederini ölçmek artık hiç zor değil. Piyasa belli! Kimininki bir koltuk sevdası kadar, kimininki cebine girecek üç beş kuruşluk kazanç kadar. Ama ne acıdır ki, ne o koltuklar sonsuza kadar kalıcı ne de o paralar insanın ruhundaki o kirli lekeyi yıkamaya yetiyor. Onlar için; Koltuk gidiyor, adamlık gidiyor! Para bitiyor, adamlık bitiyor!

İlkesizlik 'strateji' diye ambalajlanıyor, sahtekarlık 'ticari zeka' diye pazarlanıyor. Ve rüzgâra göre dönmek 'uyum sağlama yeteneği' olarak değerlendiriliyor.

Adını doğru koymak lazım. Bu ne zekâdır ne de strateji. Bu, açıkça omurgasızlıktır. Bu, fıtratında dik durmak olan insanoğlunun, menfaat yemliğini gördüğü an dizlerinin üstüne çökmesidir.

Varsın bizde makam olmasın, varsın cebimizdekiler, menfaat tüccarlarında olduğu gibi kabarmasın. Arkasından konuştuğumuz insanın yüzüne bakacak yüzümüz, yastığa başımızı koyduğumuzda huzurla uyuyacak bir vicdanımız olsun yeter.

Çünkü günün sonunda o makamlar, mevkiler, paralar, mallar, mülkler altınızdan kayıp gittiğinde, geriye sadece bir zamanlar sattığınız onurunuzun gölgesi kalacak. Ve inanın, hiç kimse o gölgenin altında şerefiyle yaşayamaz.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve memleketsamsun.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.