Kaypak insanı, arpaya katsan at yemez, kepeğe katsan it yemez… Bu bilindik söz, sosyal medyada dolanırken karşıma çıktı. Sonra hayatımızın tükenmek bilmeyen keneleri olan kaypakları düşündüm. Ne kadar da çoklar diye aklımdan geçirdim. Peki nedir kaypak ve kaypaklık?
Sözlükteki tam anlamına bakarsak 'kaypak' tutunulması zor, ayak basıldığında kaymaya müsait zemin demektir. Ancak kavramın mecazi ve toplumsal karşılığı çok daha derindir! Kararlarından hızla çark eden, sözünün arkasında durmayan, sorumluluktan kaçan ve güven kavramını kökünden sarsan kişi!
Tıpta çaresi olmayan ender hastalıklarından biri sayabileceğimiz kaypaklık, sanıldığı gibi genetik bir miras değil, tamamen ahlaki bir seçim ve karakter sorunudur. Yani hiç kimse kaypak doğmaz. Zamanla, hesapla ve tercihlerle kaypak olur.
Bu tipolojinin belirgin özellikleri vardır. Verdiği sözleri işine geldiği an unutur, zamanı gelince kıvırır ya da faturayı hemen bir başkasına keser. İlişkilerinin tamamını tek bir temel üzerine inşa eder: Çıkar! İşi bittiğinde ya da rüzgar tersine döndüğünde, gemiyi kurtarmak adına ilk gözden çıkaracağı kişi en yakınındaki olur. Bulunduğu ortama, muhatap olduğu kişiye göre anında renk değiştirir. Herkesle iyi geçiniyormuş gibi görünürken, aslında hiç kimseye sadık kalmaz. Yüze güler, arkadan kuyu kazar.
Dünyanın her yerinde ve hayatın her alanında bolca bulunan bu tipler, genelde hayatın gürültüsü içinde önemsiz birer detay olarak kalırlar. Ancak bazen, ne yazık ki hasbelkader karar verici makamlara kadar yükselebilirler.
İşte asıl tehlike tam olarak burada başlar! Hem kaypak, hem de elinde yetki barındıran bir profil… Böyle birinin dünyasında kendi makamı, kendi parası ve kendi geleceği her şeyden ve herkesten üstündür. O makamı ve ikbali koruyabilmek için de yapmayacağı şey yoktur. Dostunu satar, yol arkadaşını harcar. Onurunu ve gururunu, üç kuruşluk menfaat uğruna pazarlık masasına yatırmaktan en ufak bir rahatsızlık duymaz.
Kendi onurunu pazarlık konusu yapmaktan çekinmeyen birinin, etrafındakilerin haysiyetini hiçe sayması da şaşırtıcı değildir. Ne de olsa; kişi işi en çok kendinden bilir.
Gelelim meselenin en kritik noktasına…
Makamı, mevkisi ya da adı sanı ne olursa olsun, hayatınızdaki kaypaklarla aranıza mutlak ve keskin bir mesafe koymak zorundasınız.
Onlardan dürüstlük, sadakat veya tutarlılık bekleme hatasına düşmeyin ki hayal kırıklığına uğramayasınız. Söyledikleri o süslü cümlelerin veya verdikleri içi boş sözlerin hiçbir bağlayıcılığı olmadığını baştan kabul edin. İletişiminizi sadece hava durumu, genel gündem gibi nötr ve yüzeysel konularla sınırlı tutun. Ve en önemlisi, asla sır vermeyin.
Kendilerinin ihtiyacı olduğunda yanı başınızda biten, fakat siz bir destek istediğinizde bir anda ortadan kaybolan bu insanlara 'hayır' demekten çekinmeyin. Sizi manipüle etmelerine, iyi niyetinizi kendi çıkarları için sömürmelerine izin vermeyin.
Bu kişileri hayatınızdan tamamen söküp atamıyorsanız bile, onlara tam da hak ettikleri kadar, yani sıfıra yakın yer vermek, direksiyonun ve kontrolün daima sizde kalmasını sağlayacaktır.
Ve kesinlikle onları değiştirmeye çalışmayın.
Çünkü kaypak, her zaman kaypaktır!

