Mesele aslında çok basit dostlarım! İnsan, dünyayı kendi penceresinden görür. Penceresi leş gibi kirli olan biri, dışarıdaki bahçenin yeşilini değil, camdaki lekelerini görür! Ve 'Bu bahçe ne kadar kirli' diye bağırır durur...
Kirli olan şeyin kendi gözü ya da zihni olduğuna da asla inanmaz! Böyle insanların kimi neyle suçladığına değil, kendinde neyi gizlediğine bakmak gerekir. Çünkü herkes, kalbinin rengiyle görür etrafını!
Psikolojide 'yansıtma' diye bir başlık vardır. Bu 'gerçek kötülerin' değişmeyen savunma mekanizmasıdır. Bu aynı zamanda zehirli bir döngüdür! Gerçek kötüler, kendinde eksik olan değerler neyse, karşısındakini de hep onunla suçlar!
Vefasızlığın kitabını yazmış olanlar, etraflarındaki tertemiz insanları şüpheyle izlerler! Hayatında sadakat duygusuna yer vermeyenlerin, çevrelerindeki insanları hain olarak görmeleri de bundandır. Yalan söylemeyi adet edinenlerin, yanı başlarındaki doğru söyleyen insanlara inanmasını bekleyebilir miyiz? Hayır!
Peki neden? Kişi kendinden bilir işi de ondan! Suçlu psikolojisindeki insan, dünyayı kendi kirliliğine boyamak zorundadır! Bunu yapmalıdır ki, kendi kiri sırıtmasın!
Hayatı kendi elleriyle kör bir düğüme çevirmek, her nefesten bir şüphe, her ilişkiden bir kumpas çıkarmaya çalışmak yorucu değil mi? İnsan böyle yaparak ömrünü zorlaştırmak yerine, 'doğru' olup hafiflemeyi neden seçmez?
Bunun için ihtiyaç duyulan şey biraz da olsa hatalarla yüzleşebilmektir. 'Ben yanıldım' diyebilmek, 'ben yanlış yaptım' diyebilmektir. Bunlar insanı küçültmez. Aksine yüceltir. Kendi yanılgılarının faturasını başkalarına çıkarmaktan bin kat daha erdemlidir!
Kendi zehirli diliyle etrafındaki taze bahçeleri kurutanlar, sonra da çıkıp "Gördünüz mü, ortada ne dost kaldı ne vefa" diye sızlanma hakkına asla sahip olamazlar.
İnsan bu karmaşa içerisinde aynaya bakmalı! Sultan Süleyman'a kalmayan dünya, bana mı kalır diye sormalı! Aksi takdirde filmin sonu belli!
Menfaat ağıyla kurulan bağlar, menfaatler bitince kopar! O sırada kaybedilen gerçek dostların kapıları da sonsuza dek kapanır! Sonra mı? Sonrası büyük bir yalnızlık, telafisi olmayan bir pişmanlık.
Vefayla kalın...

